Bursiyerler
Hande Betül Ünal (University of Cambridge)
İşitileni Yazmak: Osmanlı Metinleri Üzerinden Sesin Kavramsallaştırılması, yak. 1700–1850

Bu çalışma, Osmanlı yazarlarının ve gözlemcilerinin çevrelerindeki sesleri nasıl tasvir edip yorumladıklarını ve onlara yükledikleri anlamları inceleyerek Osmanlı İmparatorluğu’nun yaklaşık 1700-1850 yılları arasındaki işitsel kültürlerini araştırmaktadır. Osmanlı dünyası ezandan tekke zikirlerine, zamana ve otoriteye işaret eden eden top atışlarından seyyar satıcıların nidâlarına, askeri müzikten şehir hayatının gündelik gürültüsüne kadar pek çok sesle doluydu. Bu çalışma, Osmanlı dünyasının nasıl işitilmiş olabileceğini yeniden inşa etmeye çalışmak yerine, sesi toplumsal deneyimleri, siyasî otoriteyi, dinî pratikleri ve kültürel etkileşimleri incelemeyi mümkün kılan tarihsel ve analitik bir kategori olarak ele almaktadır. Nitekim ses, Osmanlı tarihçiliğinde görece az çalışılmış bir alan olmayı sürdürürken, ses çalışmaları büyük ölçüde Avrupa-Amerika ve endüstriyel/post-endüstriyel bağlamlara odaklanmış, modern öncesi İslam hakimiyeti altındaki kültürlerde yeterince araştırılmamıştır.
Çalışmanın temel metodolojik sorunlarından biri, kayıt teknolojilerinin henüz bulunmadığı bir dönem için sesin tarihinin nasıl yazılabileceği sorusudur. Bu döneme ait sesler geri getirilemez olduğundan, çalışma bunlara dolaylı olarak, kendi işitsel çevrelerine kulak verip duyduklarını betimleyen kişiler tarafından üretilmiş metinler (“kulak tanıklıkları”, earwitness accounts) aracılığıyla yaklaşmaktadır. Faydalanılan kaynaklar arasında fetvalar gibi hukuki metinler, çeşitli formlardaki sözlükler, elçilik raporları olan sefaretnâmeler ve rûznâme adındaki saray günlükleri gibi metinler bulunmaktadır. Bu metinleri yekpare bir Osmanlı ses manzarasının şeffaf kayıtları olarak görmek yerine, proje; metin türünün, bağlamın ve toplumsal konumun yazarların neleri fark ettiklerini, betimlediklerini ve nihayetinde kaydetmeye değer bulduklarını nasıl şekillendirdiğini inceler. Dinlemeyi biyolojik bir veri olmaktan ziyade kültürel ve tarihsel bir pratik olarak ele alan bu çalışma, Osmanlı toplumundaki farklı aktörlerin ses üzerine aktif biçimde düşündüklerini, sesi entelektüel ilgiyi, ahlakî yargıyı ve düzenleyici müdahaleyi hak eden bir kategori olarak değerlendirdiklerini ileri sürmektedir. Ses çalışmalarını Osmanlı ve kültür tarihiyle buluşturarak Osmanlı dünyasında algı, duygu, toplumsal hiyerarşi, normlar ve kültürlerarası karşılaşmalar üzerine yeni perspektifler sunmayı hedeflemektedir.
Arif Erbil (Brown University)
İmparatorluk Binasının Tuğlaları Olarak Harfler: Osmanlı İmparatorluk İnşası Sürecinde Münşilerin Rolü (1453–1583)

Bu proje, sanatlı nesir kaleme alma sanatı olan inşâyı, 1453 ile 1583 yılları arasındaki Osmanlı imparatorluk inşasının biçimlendirici güçlerinden biri olarak ele almaktadır. İnşâ; ustaları ve çırakları, istinsah edilip ezberlenen örneklerden oluşan kanonu ve güzelliğe dair titiz ölçütleriyle, ciddi emek ve maharet gerektiren bir disiplindi. Bu sanatlı söyleyiş çoğu zaman bir süs, yönetme işinin üzerine eklenmiş bir üslup meselesi olarak değerlendirilmektedir. Bu proje ise onun bizzat işin kendisi olduğunu ileri sürmektedir: İmparatorluğun tasavvur edildiği ve iletişime sokulduğu mecra inşâydı. Bu sanat aracılığıyla şekillenen şey tek bir dil değil; Türkçe, Farsça ve Arapçanın her birinin belirli amaçlara ve belirli muhataplara karşılık geldiği çok dilli bir yazı düzeniydi. Osmanlı Türkçesini de en güçlü biçimde şekillendiren bu düzendi; zira Osmanlı Türkçesi hazır hâlde devralınmış bir dil olmaktan ziyade, bu sanatın içinde teşekkül etmişti.
Projenin merkezinde bu sanatın icracıları yer almaktadır. Münşîlik çoğu zaman belirli bir resmî makamın adı değil, bu alandaki ustalığı ifade eden bir nitelemeydi. Bu niteliği taşıyan kişiler, Osmanlı İmparatorluğu’nun şekillenmesinde farklı konumlardan etkili oldular. Bir tarafta kalemiyede yükselerek çağın en önemli mektup mecmualarından birini derleyen Feridun Bey, diğer tarafta ise Bursa’da yaşayan, herhangi bir resmî teşkilatta görev almamış bir sûfî ve şair olan Lâmiî Çelebi vardı. Münşîlerin yanında kâtipler de bu sanatı imparatorluğun gündelik işleyişine taşıdılar. İnşâ, onların eliyle taşra mahkemelerinde, vakfiyelerde, arzuhallerde ve gündelik mektuplaşmalarda kullanılan bir yazı pratiğine dönüştü. Böylece bu disiplin, daha geniş bir yazı ve bürokrasi kültürünün ortak yetkinliklerinden biri hâline geldi. Bu nedenle proje, kişilerin taşıdığı unvanlardan çok, inşâ pratiğinin farklı alanlardaki izini sürmektedir. Diplomatik yazışmalar, hukuki metinlerin kaleme alınışı, tarih yazımı, ahlâk eserlerinin telifi ve tercümeleri ile bu sanatın aktarımını sağlayan münşeât mecmuaları bu incelemenin başlıca kaynaklarını oluşturmaktadır.
Proje aynı zamanda Osmanlı inşâsını Osmanlı sınırlarının ötesine yerleştirmektedir. Münşîlerin ürettiği metinleri Anadolu, İran, Orta Asya ve Hindistan havzaları boyunca izleyerek, Osmanlı inşâsının içinde biçimlendiği entelektüel ağların haritasını çıkarmaktadır. Osmanlıların okuduğu, istinsah ettiği ve tercüme ettiği Mahmud Gâvân, Câmî ve Ali Şîr Nevâî gibi münşiler onların yazdıklarında yaşamayı sürdürdüler. Osmanlı inşâsı ne tecrit içinde ne de başkalarına bağımlı biçimde gelişti; müşterek bir edebî ve bürokratik gelenekle bilinçli bir etkileşim sonucunda biçimlendi. Osmanlılar da birbirine bağlı İslam dünyasında öncü bir konum iddiasını tam olarak bu ortak zemin üzerinde ortaya koydular.
Konuk Araştırmacılar
Dr. İclal Ayşe Küçükkırca
Çatışma Kaynaklı Yerinden Edilme Bağlamında Evsizliği ve Ev Yapmayı Anlamlandırmak: Sur, Nusaybin ve Berlin’e Feminist Bir Bakış 2015-21

Bu çalışma, yerinden edilmenin yol açtığı evsizlikten kaynaklanan zorlukları anlamlandırmayı ve ev kurma pratikleriyle ilişkili zorlukları, güçlenmeyi ve başa çıkma mekanizmalarını anlamayı amaçlamaktadır. Yerinden edilmiş kişilerin (Yİ) anlatılaırna dayanan çalışma, özellikle 2015 ve 2016 yıllarında Türkiye’nin Kürt bölgesindeki Sur ve Nusaybin şehirlerinde yaşanan kentsel silahlı çatışmalar sırasında evlerini terk etmek zorunda kalan ve daha sonra Yİ olarak Berlin’e giden kadınlara odaklanmaktadır. Bu çalışmanın anahtar kavramı olan ev mekânı, özel ve kamusal evlerin (mahalle, şehir, memleket) birbirinden tamamen kopuk olmadıklarını göz önünde bulundurarak ve aralarındaki karşılıklı ilişkiyi göz ardı etmeden, her iki alanın farklı yönlerini ortaya çıkarabilmek amacıyla, kamusal ve özel ev mekânı arasındaki analitik ayrımı vurgulayarak teorik bir eksen olarak kullanılacaktır. Temel araştırma sorusu şudur: Sur ve Nusaybin’den çıkan ve orada kalanve Berlin’e giden Yİ’ler tarafından ifade edilen ev ve evsizliğin (hem kamusal hem de özel) farklı anlamları nelerdir? Araştırma spesifik olarak şunları analiz etmeyi amaçlamaktadır: 1. 1992-1996 yıllarında Türkiye’nin Kürt bölgesinde meydana gelen yerinden edilme, çünkü 2015-2016 kentsel silahlı çatışmalar sırasında evlerini kaybeden Yİ’lerin çoğu aynı zamanda bu önceki yerinden edilmenin mağdurlarıydı, 2. Sur ve Nusaybin’de 2015-2016 yıllarında meydana gelen yerinden edilme, 3. Nusaybin, Sur ve Berlin’deki Yİ anlatılarında evsizlikle ilgili ortaya çıkan zorluklar, 4. Nusaybin, Sur ve Berlin’deki Yİ anlatılarında ev kurmanın zorlukları, güçlendirme mekanizmaları ve baş etme stratejileri. Çalışmanın altı tamamlayıcı çıktısı bulunmaktadır: bir monografi, bir makale, bir rapor, bir atölye çalışması, bir dijital hikaye haritası ve iki tanıtım etkinliği.
